Geçen gün sevdiğim birini
ya da sevmek istediğim birini kırmamak için Bakırköy sahilde bir gece kulübüne
gittim. O kadar yüksek ses ve kötü ışığın arasından kendi iç sesimi duyabilmem
bir kaç saatimi aldı. Sonra alıştım ve çözmeye başladım etrafımı...
Sahnede
ki sanatçı "İsyan" şarkısını söylüyor ve "Halil Sezai" taklidi yapıyordu. Birçok
türkücü ve popçudan kopya mimik ve hareketlerle seyircide sıcak bildik bir adam
hissi uyandırıyordu. Bizim halkımız tanıdık bildik insanları sever hafızasında
hazır bir kalıbı varsa onu tanımlamak, bir yerlere yerleştirmek kolay olur.
Sonra sahneye çıkan kadın "Sıla" taklidi yapıyordu. Aynı hareketler aynı gırtlak
aynı kıyafet. Seyirci onu da sevdi. Ardından çıkan kız rockcı kılıklı bir
türkücüydü seyirci onu çok sevmedi çünkü ne olduğuna karar veremediler...
Sonra müşterileri gözlemlemeye başladım.
Olarda televizyon dizilerindeki ağır ağabeylerini, kabadayıları, taklit
ediyorlar... Herkesten saygı bekliyorlardı...Garsonlar da bunu biliyordu. Herkesin yanında güzel bir kadın
vardı onlarda magazin programlarında gördükleri her kalıbı almış ve çok
başarılı bir şekilde üzerlerine oturtmuşlardı... Bu kadar kopya tipi bir arada
görmemiştim.
Eve geldiğimde sabah saat 7.30’du ve ben uyumak istemiyordum. Kopya insan
arama rahatsızlığım devam ediyordu. Okula gittim öğretmenler odasında;
cumhuriyet kadını, cemaatçi öğretmen, dindar kadın ve iyi insan, kopyaları
vardı. Öğrencilerimden henüz kendi sesini, rengini bulamamış öğrenciler de var. Onlar da ergenlik sonrası, kendi düşüncelerini oluşturmak yerine,
kendilerini en rahat hissedecekleri bir kalıp bulup içine gireceklerdi... Şimdiden
yavaş yavaş bazı işaretler verenler vardı...
Şekilci sanatçı, çılgın kız, harbi delikanlı, ortam adamı, takıntılı
adam/kadın, bay/bayan drama, hep mutlu, hep mutsuz ve daha nice kalıplar vardı. Bütün çocuklar zamanla bir kalıbı seçip içine gireceklerdi.
Sonra kopya kişilikler kopya
cümlelere ve beğenilere oradan kopya tercihlere gidecekler ve ben özgür bir
bireyim istediğimi yaparım diyeceklerdi.
Aslında kopya olmak hem çok kolay
hem de tehlikeli bir durum çünkü firmalar, medya ve devlet kopya tipleri tanımlamak
için toplum mühendislerine milyonlar akıtıyorlar. Toplum mühendisleri hangi
kopya tipin hangi rengi seveceğini hangi cümleye inanacaklarını, neye tav
olacaklarını hep bilir ona göre kampanyalar düzenlerler.
Peki, bu kadar kopya kalıbın içinden nasıl kendimiz olacağız. Bu samanlıkta
iğne aramak gibi bir şey. İnsana ekli bir sürü değer, yargı, kalıp var. Nelerin
kendi tercihimiz nelerin bize kültürel eklenti olduğunu fark etmek gerçekten
çok zor. Adarno’nun dediği gibi “Normallik ölümdür” ise kendin olmak da cidden
büyük bir mucizedir o halde.
Gerçek kapınızı çaldığında "hayır, git başımdan, ben gerçeği
bekliyorum." diyenler olduğu gibi, "lütfen, gidermisin. benim evde
yıllardır duran bir gerçeğim var." diyenlerde oluyor.
Albert
Einstein der ki " Evrim, herhangi bir anda, akla uygun yapılar içinden,
yalnızca birinin, daima ötekilerden kesinlikle üstün olduğunu
kanıtladığını gösteriştir"
Einstein'in
sözündeki en önemli kelime "herhangi bir anda" vurgusudur.. Çünkü
gerçeklik her an geçerli olan bir şey değildir. Gerçeklik için" zaman"
da çok önemlidir..
Özellikle bu yüzyılda gerçekliğin ömrü çok
kısadır.. daha önce bir gerçeklik bir kaç yüzyıl sürerken 20 yüzyılda
gerçekliğin ömrü 10'lu yıllara günümüzde ise aylar ve haftlarla
ölçübilir bir hale gelmiştir... ileriki yıllarda her an sahip olduğumuz
gerçekliği sorgulayabiliriz.. çünkü çok daha hızlı değişeceği kesin...
Eğer siz, "benim çağlar üstü, her zaman geçerli bir gerçeğim var"
diyorsanız, üzgünüm ama bu sadece bir "doğma"dır..
.. Zen ve motorsiklet tamir sanatı - kitabından esinlenerek..