14 Haziran 2013 Cuma

Kopya çekip yaşamak



            Geçen gün sevdiğim birini ya da sevmek istediğim birini kırmamak için Bakırköy sahilde bir gece kulübüne gittim. O kadar yüksek ses ve kötü ışığın arasından kendi iç sesimi duyabilmem bir kaç saatimi aldı. Sonra alıştım ve çözmeye başladım etrafımı...

             Sahnede ki sanatçı "İsyan" şarkısını söylüyor ve "Halil Sezai" taklidi yapıyordu. Birçok türkücü ve popçudan kopya mimik ve hareketlerle seyircide sıcak bildik bir adam hissi uyandırıyordu. Bizim halkımız tanıdık bildik insanları sever hafızasında hazır bir kalıbı varsa onu tanımlamak, bir yerlere yerleştirmek kolay olur. Sonra sahneye çıkan kadın "Sıla" taklidi yapıyordu. Aynı hareketler aynı gırtlak aynı kıyafet. Seyirci onu da sevdi. Ardından çıkan kız rockcı kılıklı bir türkücüydü seyirci onu çok sevmedi çünkü ne olduğuna karar veremediler...

        Sonra müşterileri gözlemlemeye başladım. Olarda televizyon dizilerindeki ağır ağabeylerini, kabadayıları, taklit ediyorlar... Herkesten saygı bekliyorlardı...Garsonlar da bunu biliyordu. Herkesin yanında güzel bir kadın vardı onlarda magazin programlarında gördükleri her kalıbı almış ve çok başarılı bir şekilde üzerlerine oturtmuşlardı... Bu kadar kopya tipi bir arada görmemiştim. 

      Eve geldiğimde sabah saat 7.30’du ve ben uyumak istemiyordum. Kopya insan arama rahatsızlığım devam ediyordu. Okula gittim öğretmenler odasında; cumhuriyet kadını, cemaatçi öğretmen, dindar kadın ve iyi insan, kopyaları vardı. Öğrencilerimden henüz kendi sesini, rengini bulamamış öğrenciler de var. Onlar da ergenlik sonrası, kendi düşüncelerini oluşturmak yerine, kendilerini en rahat hissedecekleri bir kalıp bulup içine gireceklerdi... Şimdiden yavaş yavaş bazı işaretler verenler vardı...  Şekilci sanatçı, çılgın kız, harbi delikanlı, ortam adamı, takıntılı adam/kadın, bay/bayan drama, hep mutlu, hep mutsuz ve daha nice kalıplar vardı. Bütün çocuklar zamanla bir kalıbı seçip içine gireceklerdi. 

    Sonra kopya kişilikler kopya cümlelere ve beğenilere oradan kopya tercihlere gidecekler ve ben özgür bir bireyim istediğimi yaparım diyeceklerdi.

  Aslında kopya olmak hem çok kolay hem de tehlikeli bir durum çünkü firmalar, medya ve devlet kopya tipleri tanımlamak için toplum mühendislerine milyonlar akıtıyorlar. Toplum mühendisleri hangi kopya tipin hangi rengi seveceğini hangi cümleye inanacaklarını, neye tav olacaklarını hep bilir ona göre kampanyalar düzenlerler.

Peki, bu kadar kopya kalıbın içinden nasıl kendimiz olacağız. Bu samanlıkta iğne aramak gibi bir şey. İnsana ekli bir sürü değer, yargı, kalıp var. Nelerin kendi tercihimiz nelerin bize kültürel eklenti olduğunu fark etmek gerçekten çok zor. Adarno’nun dediği gibi “Normallik ölümdür” ise kendin olmak da cidden büyük bir mucizedir o halde.

 

 


8 Haziran 2013 Cumartesi

"Gerçek" sizin kapınızı çaldığında...


Gerçek kapınızı çaldığında "hayır, git başımdan, ben gerçeği bekliyorum." diyenler olduğu gibi, "lütfen, gidermisin. benim evde yıllardır duran bir gerçeğim var." diyenlerde oluyor.
Albert Einstein der ki " Evrim, herhangi bir anda, akla uygun yapılar içinden, yalnızca birinin, daima ötekilerden kesinlikle üstün olduğunu kanıtladığını gösteriştir"
Einstein'in sözündeki en önemli kelime "herhangi bir anda" vurgusudur.. Çünkü gerçeklik her an geçerli olan bir şey değildir. Gerçeklik için" zaman" da çok önemlidir..
Özellikle bu yüzyılda gerçekliğin ömrü çok kısadır.. daha önce bir gerçeklik bir kaç yüzyıl sürerken 20 yüzyılda gerçekliğin ömrü 10'lu yıllara günümüzde ise aylar ve haftlarla ölçübilir bir hale gelmiştir... ileriki yıllarda her an sahip olduğumuz gerçekliği sorgulayabiliriz.. çünkü çok daha hızlı değişeceği kesin... Eğer siz, "benim çağlar üstü, her zaman geçerli bir gerçeğim var" diyorsanız, üzgünüm ama bu sadece bir "doğma"dır..
.. Zen ve motorsiklet tamir sanatı - kitabından esinlenerek..