Bazen
kendimiz olmak için öyle çaba gösteririz ki - sanki çok önemliymiş gibi- bunun
için hayatla cebelleşir, sınırlar koyar, savaşır, bedeller öderiz. Bu filmde Tayfun Pirselimoğlu bize alternatif
bir öneri ile geliyor. ‘Kendin olmak zorunda mısın?’
Kader dediğimiz
bize sunulan yolda sanki nereye gideceğimizi biliyormuşuz gibi hızla gideriz. Yanından geçtiğimiz sokaklardan, evlerden,
pencerelerden bir ses gelir ve başımızı uzatıp bakarız. Yönetmen bize o hayatları izleyip yargılamak
yerine içine girmeyi kalmayı benimsemeyi öneriyor.
Başkasının
hayatını yaşamayı, başkasının suçunda gizlenmeyi, başkasının firarında kaçmayı
ve en sonunda başkasının cezasını çekmeyi…
Hollywood
filmlerinde şöyle olur genelde… Biri iftiraya kurban gider ve yalan yere
suçlanırsa aklanmak için büyük bir mücadele verir, dünyaları yakar yıkar… Çünkü
kendi hayatın önemlidir eşyaların, evin, dostların hepsi özeldir(?) . Ya bu doğru değilse, sen özel değilsen? Kocaman
bir döngünün içinde yok olup gidiyorsan? Yaşadığın şey bir tekrar bir kopya
ise? Gerek var mı bu dirence bu
mücadeleye?
Tayfun Pirselimoğlu’nun filminde Kafka’nın
Dava’sında ki bu meseleyi Dönüşüm’deki olayla çözüyor.
Sen bir hiçsin
diyor bize ve olabileceğin tek şey daha önce tasarlanmış bir kalıba girip
binlerce kez yaşanmış bir hayatı tekrar etmek…
Kim Ku Duk’un Boş Ev
filmindeki kahraman gibi başkasının hayatlarına girip yaşamayı, modern hayatın
dayattığı kimlik ve benlik sorunlarını ele alıyor film…
Bu yüzden konu olarak
bir tekrar hissi uyandırıyor ama altını çizdiği şeyi, bir meselesi olmasını,
bir bulmacaya dönüşüp zihinlerimize sorular sordurmasını ve yanıtı gizlemesini
sevdim…
Bu kadar iyi bir senaryonun bir kez daha yazılıp, iyi bir
görüntü yönetmeninin elinde olmasını da isterdim açıkçası.. Son günlerde bütün ödüllü filmlerde yüzünü
gördüğüm Ercan Kesal’in yüzüne tahammül edemeyeceğimi düşünsem de bu önyargım
yıkıldı.. Ercan Kesal’dan başkası oynayamazmış gibi düşündüm ve hiç
yadırgamadım.
Türkiye’de çok iyi
yönetmenlerimiz var ama birçoğu işlerini kendi cabası ve imkânları ile
götürüyor. Film yapmak ise kocaman bir organizasyon gerektiriyor. Son zamanlardaki bütün ödüllü yerli filmlerde
ekonomik ve kurumsal yoksulluğu hissedebiliyorsunuz.. Umarım bu konu aşılır da
yönetmenlerimiz iyi fikirlerini usta ekipmanlarla daha iyi sunabilirler bize…