3 Ekim 2014 Cuma

Ben O Değilim

            Bazen kendimiz olmak için öyle çaba gösteririz ki - sanki çok önemliymiş gibi- bunun için hayatla cebelleşir, sınırlar koyar, savaşır, bedeller öderiz.  Bu filmde Tayfun Pirselimoğlu bize alternatif bir öneri ile geliyor. ‘Kendin olmak zorunda mısın?’
          Kader dediğimiz bize sunulan yolda sanki nereye gideceğimizi biliyormuşuz gibi hızla gideriz.  Yanından geçtiğimiz sokaklardan, evlerden, pencerelerden bir ses gelir ve başımızı uzatıp bakarız.  Yönetmen bize o hayatları izleyip yargılamak yerine içine girmeyi kalmayı benimsemeyi öneriyor. 
           Başkasının hayatını yaşamayı, başkasının suçunda gizlenmeyi, başkasının firarında kaçmayı ve en sonunda başkasının cezasını çekmeyi…
          Hollywood filmlerinde şöyle olur genelde… Biri iftiraya kurban gider ve yalan yere suçlanırsa aklanmak için büyük bir mücadele verir, dünyaları yakar yıkar… Çünkü kendi hayatın önemlidir eşyaların, evin, dostların hepsi özeldir(?) .  Ya bu doğru değilse, sen özel değilsen? Kocaman bir döngünün içinde yok olup gidiyorsan? Yaşadığın şey bir tekrar bir kopya ise?  Gerek var mı bu dirence bu mücadeleye?
           Tayfun Pirselimoğlu’nun filminde Kafka’nın Dava’sında ki bu meseleyi Dönüşüm’deki olayla çözüyor. 
           Sen bir hiçsin diyor bize ve olabileceğin tek şey daha önce tasarlanmış bir kalıba girip binlerce kez yaşanmış bir hayatı tekrar etmek… 
         Kim Ku Duk’un Boş Ev filmindeki kahraman gibi başkasının hayatlarına girip yaşamayı, modern hayatın dayattığı kimlik ve benlik sorunlarını ele alıyor film…
            Bu yüzden konu olarak bir tekrar hissi uyandırıyor ama altını çizdiği şeyi, bir meselesi olmasını, bir bulmacaya dönüşüp zihinlerimize sorular sordurmasını ve yanıtı gizlemesini sevdim…
Bu kadar iyi bir senaryonun bir kez daha yazılıp, iyi bir görüntü yönetmeninin elinde olmasını da isterdim açıkçası..  Son günlerde bütün ödüllü filmlerde yüzünü gördüğüm Ercan Kesal’in yüzüne tahammül edemeyeceğimi düşünsem de bu önyargım yıkıldı.. Ercan Kesal’dan başkası oynayamazmış gibi düşündüm ve hiç yadırgamadım.
             Türkiye’de çok iyi yönetmenlerimiz var ama birçoğu işlerini kendi cabası ve imkânları ile götürüyor. Film yapmak ise kocaman bir organizasyon gerektiriyor.  Son zamanlardaki bütün ödüllü yerli filmlerde ekonomik ve kurumsal yoksulluğu hissedebiliyorsunuz.. Umarım bu konu aşılır da yönetmenlerimiz iyi fikirlerini usta ekipmanlarla daha iyi sunabilirler bize…