8 Eylül 2013 Pazar

Samsara

Size erdemli ve büyük bir düşünceden bahsedeceğim.. Geçen hafta Yasin gelip yanıma 4 günlüğüne inzivaya çekildiğini anlatınca cidden heyecanlanıp deneyimini paylaşmasını istemiştim. Bir türlü yalnız kalamamıştık. Onun neler yaşadığını tasavvur etmeye çalışırken karşıma bu belgesel çıktı. Samsara
       Sanki yönetmen elinde kamerasıyla inzivaya çekilip göğe yükselmişti ve dünyanın her köşesinden şahane kareler yakalayıp, nasıl bir insanlığın parçası olduğumuzu, o büyük resmi bize göstermişti.. Tarihten bu yana bütün medeniyetlerin yapıp ettikleri insana dair uğraşlar.. Mistik ve modern her eseri insana dair bir mozaiğin içine yerleştirmiş.
        Konuya girerken biraz zorlanıyorsunuz ama sonra yönetmenin size bir şeyler anlatmaya çalıştığını fark edip göndermeleri okuyorsunuz..
        Özellikle kendi gerçeğine gömülmüş insanların izlemesi gereken bir film.. çünkü bütün dinlerin bütün insanların bir bütünün parçası olduğunu söylüyor bize..  dinlerin ve medeniyetlerin o mistik ihtişamını, insana verdiği huzuru ama geçiciliğini... yaşamda büyük bir döngü olduğunu... kapitalizmin o ışıklı şehirlerine rağmen insanı mutlu etmeyi başaramadığını , üretim tüketim ilişkisinin, estetik kaygısının, silahlanmanın insanları ne hale getirdiğini... dünyadaki en güzel yerin Afrika olduğunu... en erdemli yaşamın aç ve çıplak kalmak olduğunu,, markete her gittiğimizde dünyayı ne hale getirdiğimizi anlatıyor..
       Özellikle bir ofis çalışanın Afrikalıya dönüştüğü sahne, insanın ya  makineleşeceğini ya delireceğini anlatıyor belki de.. tavuk üretim çiftliğinde tavukları toplayan makine insanı vejetaryen yapar.. Budist rahiplerin aylarca uğraştıkları kusursuzca işlenmiş  o muhteşem tabloyu bozdukları sahne hayattaki döngüyü anlatır gibiydi. Çinli işçilerin fabrikaya giriş görüntüsü... şehir ışıkları. İsraillin ördüğü duvardan görülen Mescidi Aksa ve sonra İstanbul görüntüsü ile başlayan ezan ve filmin belki de en güzel karelerinden olan Kâbe'de namaz görüntüsü inanılmazdı..
     Kucağinda bebegini tutan dövmeli adam; masumiyet ve dünyanin bizi dönüştürdügü sey arasindaki tezati gayet iyi anlatiyor.. bir ceninden sonra gelen afrikali yaşli kadinin yüzü de.. aslinda hepimiz yaşarken icinde oldugumuz kültürün dövmeleri biriktiriyoruz tenimizde, kimimizinki gorünuyor kimimizinki derinlerde gizli... ya afrika'da kullanilan silah, balik araba şeklindeki tabutlar... Ah şu insanoğlu mezara bile götürmek istiyor heveslerini...
        Estetik güzellikle, plastik arasındaki ortak niteliksizliği bir geyşanın göz yaşlarında görüyorsunuz. Kusur güzeldir diyorsunuz içinizden.. nefret kötü, hevesler fani, ihtiyaçlar gereksiz.. bir gün bitecek olan bir medeniyetin içindeyiz.. Bu didinmek boşa..
 ( özellikle filmin giriş sahnesi memleketim Adıyaman'dan, Nemrut dağından olunca sanki bana mesaj verilsin diye çekilmiş diye düşündüm :)  ))

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder