Sanat bizi bize anlatır. Bildiğimizi zannettiğimiz
gerçeklerin bazen altını çizer bazen yeniden tanımlar bazen de değiştirir. “Her
insanın içinde bir peygamber uyur ve o uyandığında dünya biraz daha kötü hale
gelir.” diyor Cioran. Şimdi de
karşımızda Cioran’ın memleketinden onu doğrulayan; dini ve devleti anarşist bir
bakışla ele alan bir baş yapıt var. Tepelerin Ardı “Beyond the Hills”
Bu yıl biri yerli,
biri yabancı iki tane “Tepenin Ardı” diye film girdi piyasaya hangisi daha iyi,
yorum yapmak zor. Sanırım Romen yönetmen Mungiu’nun ele aldığı konu, ele alış
şekli ve ortaya çıkan eser çok daha büyük.
Bir yetimhanede büyüyen iki kız arkadaşın öyküsü var filmde.
Biri yetimhaneden sonra Almanya’ya gidiyor, ötekisi bir manastırda rahibe
olmaya karar veriyor. Film aradan geçen zamana rağmen aralarındaki sevgi
değişmeyen bu iki arkadaşın karşılaşmasını ve yaşadıkları çatışmayı anlatıyor.
Komünizmden sonra dinin Romen halkı üzerindeki yıpratıcı
etkisi etkileyici bir dille ele alınmış. Tepelerin ardındaki bir manastırda,
tarih ne olursa olsun, insanın içindeki ortaçağı çıkarma yeteneğinin altını
çiziyor. Çaresizliğin içinde insanların kendilerini neye dönüştürebileceklerinin
öyküsü. O kadar tanıdık ayrıntılar var ki şaşarsınız. Mucizelere inanan,
odunların içinde “Allah” yazısı bulan, rüyalarda görülen ya da gerçekte
görüldüğü iddia edilen kerametler, hepsi bizimde yaşadığımız klişeler. Bu kadar
benzerlik şaşırtıcı. Din, heryerde aynı bağnazlığı ortaya çıkarıyor.
Film Cannes’de gösterildi ve en iyi senaryo ödülünü aldı
ayrıca iki kadın oyuncu da en iyi kadın oyuncu ödülünü paylaştılar diye
biliyorum. Filmde o kadar çok sahne uzun planda çekilmiş ki yönetmenin sahne kurgulamadaki
başarısı ve oyunculuk takdir edilmeyecek gibi değil. Gerçekten büyük bir iş var
karşımızda.
Filmde içinde din adamlarının bulunduğu devletin arabasının
(polis arabası)camına çamur sıçradığı sahne metafor dolu. Ve bir de
kahramanımızın öteki rahibelerin okuduğu 464 tane büyük günahın içinden, yaptığı
günahları not ettiği sahne gerçekten çok iyiydi. Kızı bağladıkları sahnede söylenen "Biz herşeyi senin için yapıyoruz" cümlesinin altını çizmek gerek.
Sanırım parantez açmam gereken bir diyalog var filmde. Kahramanlardan biri şöyle diyor "Bir hikayeye göre hayatın anlamını arayan iki arkadaştan biri dünyayı dolaşmış. Ötekisi ise sadece perdesini kaldırıp, penceresinden dışarı bakmış ve gerçeği bulmuş." İnsan gerçekten bir şeye iman ederse şüphe etmez ise çok yakınında bile inanacak şeyler bulabilir ama şüphe ediyorsan dünyayı gezip emin olmak isteyebilirsin. İman etmek veya etmemek gerçeklerin ne olduğuna değil kişinin neye ihtiacı olduğuyla ilgili..
Sanırım parantez açmam gereken bir diyalog var filmde. Kahramanlardan biri şöyle diyor "Bir hikayeye göre hayatın anlamını arayan iki arkadaştan biri dünyayı dolaşmış. Ötekisi ise sadece perdesini kaldırıp, penceresinden dışarı bakmış ve gerçeği bulmuş." İnsan gerçekten bir şeye iman ederse şüphe etmez ise çok yakınında bile inanacak şeyler bulabilir ama şüphe ediyorsan dünyayı gezip emin olmak isteyebilirsin. İman etmek veya etmemek gerçeklerin ne olduğuna değil kişinin neye ihtiacı olduğuyla ilgili..
Son söz: Hepimizin yaşamı yok oluyor sonuçta, hepimiz kendimizi bir yola adıyoruz ve bu konuda özgürüz Üzücü olan şey sadece, insanların yaşamadan ölmesi...
Konu guncel ve iyi islenmis gibi gozukuyor...En kisa zamanda gormek isterim. Cok tesekkurler...
YanıtlaSilAYDIN BIRCAN
Mutlaka izleyin Aydın bey.. Beğeneceğinize eminim ..
YanıtlaSilIzlemedim sanırım çok şey kaçırmışım. En kısa zamanda izlerim inşallah.
YanıtlaSilIzlemedim sanırım çok şey kaçırmışım. En kısa zamanda izlerim inşallah.
YanıtlaSilIzlemedim sanırım çok şey kaçırmışım. En kısa zamanda izlerim inşallah.
YanıtlaSil