12 Ocak 2013 Cumartesi

Öğretmenim "Maşam" benim.

Öğretmenlerin, hükümetle olan kan uyuşmazlığını irdelemek istiyorum. Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllardan itibaren halkı aydınlatma görevi verilmiş bu meslek gurubu yıllarca sistemin en önemli misyonerlerinden olmuştur. Kemalizm’i yayma, yeni tanrılarımızı genç dimağlara işleme, azınlıkları Türkleştirme görevi gibi zor görevler! tarihten bu yana öğretmenlerimizdedir. Devlet baskıyla korkuttuğu, yoksullukla ezdiği kesimlere sınıf atlamak için "okulu" işaret etmiştir. Anadolu’da yıllardır halk, içine düştüğü her türlü acizliği aşmanın tek yolu olarak okulu benimsemiştir.. Ve belirli bir kesim gerçektende okulda anlatılan şekilci modernliğe biat etmiş ve bu uğurda bir ömür mücadele etmiştir :) ne yazık ki okulda anlatılan gerçekler! hep havada kalmış, neredeyse 80 90 yıl, nedense; belirli ailelerin çocukları okumuş, ceketini bu uğurda satan benim köylümün çocukları bir türlü okuyamamıştır. Çünkü öğretmenlerinin en önemli görevi doğru ve bilimsel düşünceyi öğretmek değilmiş. Doktor, mühendis olmak önemli değilmiş önemli olan Türk olduğumuzun gururunu vatanımızın bölünmez bütünlüğünü, iç ve dış tehditleri, falan öğretmekmiş. Bizler, o kadar güzel, o kadar güzel bir milletmişiz ki aç, açık da kalsak bile bu gurur bize yetermiş. Önemli olan bize ihtiyaç duyulduğunda askere gitmek, öncelikle Müslüman olmayanları sonra Türk de olmayanları tükürüğümüzle boğmak yetermiş. Bu arada herkes Türkleşmeye başlayınca işler hepten sarpa sarmış. Öğretmenlerimizin anlattıkları canavarların kâğıttan, övdüğü kahramanların balondan olduğu anlaşılmış. ama öğretmenlerimiz bunu anlatmaya devam etmişler. Kimsenin aklına bazı öğrencilerin bunlara inanmayacağı gelmemiş. Sık sık darbelerle yeşeren dalları kesilen halk artık oyunun farklı oynamaya başlamış. imam–hatip’e gidenler , Almanya’ya çalışmaya gidenler, türban sorunuyla üniversiteden atılanlar, mevsimlik işçiler, Türkçeyi yerel aksanıyla konuşanlar herkes birleşmiş ve bizde varız diyip aralarından birini başbakan yapmışlar.. Öncelikle biraz bocalamışlar, ne oluyoruz demişler gerçekten iktidar bizde mi şimdi lan falan demişler ama sonradan gerçekten onlarda yavaş yavaş alışmışlar. Gerçekten bu ülkenin asıl sahiplerinin onlar olduğunu anlamışlar ama işler o kadar da kolay değilmiş. Bir sürü sorunun yanı sıra ki aslında en büyük sorun şuymuş öğretmenler hala aynı kahramanları aynı balonları aynı hikâyeleri anlatıyormuş. Her şey değişiyor gibi olup sonra değişmiyormuş. Ülkeye barış geliyormuş gibi oluyormuş ama sonra korkup kaçıyormuş. Bunun nedeni de öğretmenler hala asker yetiştirmek istemesiymiş. Bir türlü anlayamamışlar bu ülkenin hoşgörülü, adaletli, emeğe ve sevgiye inanan, mantıklı düşünen insanlara ihtiyacı olduğunu. Bu yüzden herkes öğretmen görünce uzak durmuş. Hafta da sadece 15 saat çalıştığını söylemişler, üç ay tatil yaptığını söylemişler ve az zam vermişler. Öğretmenler sadece 15 saat çalışmadıklarını anlatamamışlar bile. Ama belki de öğretmenler gerçektenden de sadece 15 saat çalışsalar, gerçekten çalışsalar daha iyi bir toplumda yaşıyor olabilirdik... M.Hakan Özçiriş.. (hafta da 50 saat çalışıyormuş gibi yorulan ama havanda su dövdüğünü düşünen öğretmenlerden biri)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder