15 Ocak 2013 Salı

Modernitenin "yas" sorunsalı.



Gelenek ve din ile arasına mesafe koymak isteyen kesimin içine düştüğü bir boşluk var. Cenazelerde ve ya geçmişi yâd ederken kelime seçme sorunu…  Geçtiğimiz günlerde dikkatle gözlemlediğim bu durum şöyle gelişiyor. Genelde öteki dünyaya göçmüş sanatçıların, aydınların, dava adamlarının ve bazen de beyaz yakalı Türklerin arkasından “ Işıklar içinde uyusun” “Alkışlarla uğurlandı” “Işığı bol olsun” “Yıldızlar içinde uyusun” gibi ayakları yere basmayan,  zorlama cümleler kullanılır oldu.
Toplumumuz bu durumlarda aslında “Allah rahmet eylesin” “nur için de yatsın” “Toprağı bol olsun” gibi gayet içten ve sıcak, ağızda sırıtmayan cümleler kullanırdı.  Hadi bunların içerisinden “Allah rahmet eylesin”i çıkar belki tanrıya inanmıyorsundur ve rahatsız olduğun bir kültürü alttan alta beslemek istemiyor olabilirsin ama “Nur içinde yatsın”ın neyi var mesela?  İçinde “nur” kelimesi geçtiği için cemaatle özdeşleştiriliyor olabilir mi?
Kendi literatürünü kurmak önemlidir elbette ama samimi ve sıcak olmayan her türlü tavır ve cümleden uzak durmalıyız bence.  Aksi takdirde Tdk’nın “Güneş Dil Teoremi”  kadar komik bir duruma düşebiliriz.
Kendi kelimelerimi kullanacağım diye direten insan, son yüz yılda herhangi bir kültürel değer üretmemiş şekilci bir yaşamın; dar, sığ ve sahte kelimeleri kullanıp duruyor. Bu da kısıtlı kelime hazinelerinin içinde boğucu hale gelebiliyor
Beğenmediğimiz ve uzak durmak istediğimiz değerler olabilir. Bazı şeyleri ufak ufak yıkmak da isteyebilirsin ama bunu yerine gerçekten iyi bir şey koyman gerekir.  Bağnazlıktan çok çekmiş olabiliriz ama kabul etmek gerekir ki geleneğin insanın yaşadığı en zor ana ölüme ve son yolculuğa dair iyi ve rahatlatıcı bir çözümü var. Yoksa bu işleri kabullenmek ve yaşamak çok zor. 
Bu toplumda yaşayan insanların düşüncesi ne olursa olsun minimum bir dini bilgiye sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Hayatımız boyunca bize gerekli olmayan Uzakdoğu felsefelerini, çakraları, yükselen alçalan falları öğreniyoruz ama bir dostumuzun cenazesinde elimiz ayağımıza dolaşıyor. Mesela Hindu bir tanıdığınız olsa ve onun bir yakını için taziye ziyaretine gitseniz eğer,  adap gereği açıp bi araştırırsınız; Hintliler yaslarını nasıl tutuyor diye…  Ama sanki topraktan çıkmış evveli ahiri olmayan insanlar gibi davranmak ayıp be. 
Bunun nedenlerini de anlayabiliyorum. Şehir hayatının getirdiği az ve mesafeli çevreler yüzünden insan ölüm acısıyla çok geç karşılaşabiliyor. Kasaba ve küçük şehir kültüründe böyle değildir. Yılda on- onbeş düğün olduğu gibi yılda on-onbeş de cenaze olur ve hepsine gider görevini yaparsın. Metropollerde ölen insan sayısı çok olmasına rağmen gidilen taziye sayısı ömürde üç-beş’i geçmez. 
Modernitenin yas tutmaya dair bir retoriğinin olmaması çok ilginç. Filmlerden alıntı şeyler var. İnsan kendi kıyafeti ile bile yas tutamıyor mutlaka siyah bir kıyafet almalısın. Burada bile alış verişi dayatıyorlar diyeceğim ama bizim kültürümüzde de ölmek pahalı zaten. Zavallı ninem yıllarca kefen parası biriktirip saklamıştı.. Gerçi sakladığı paralar Hindistan’dan ipek getirtmeye bile yeterdi..
          Bir arkadaşım ben bazı ülkelerdeki cenaze törenlerinde merhumun arkasından tanıdıklarının konuşmasını çok insani buluyorum demişti. Bizde bireyin düşünceleri hiç önemsenmediği için bu pek yapılmaz. Önemli olan tanrıyı memnun etmek sanırım. Ve ritüelleri o belirliyor. 
        Gençlere isyan etmeyi de bir cenazeyi sahiplenmeyi de öğretmek gerek. Dini eğitime karşı olanların da bu tür insani durumlara dair vicdani çözümleri için hassasiyetle düşünmeleri gerektiğini hatırlatıyorum.

1 yorum:

  1. Toplumsal bir sorunu gün yüzüne cikarmaniz çok isabetli olmuş. Helal olsun size. Yüreğinize sağlık. ....

    YanıtlaSil