Gelenek ve din ile arasına mesafe
koymak isteyen kesimin içine düştüğü bir boşluk var. Cenazelerde ve ya geçmişi yâd
ederken kelime seçme sorunu… Geçtiğimiz
günlerde dikkatle gözlemlediğim bu durum şöyle gelişiyor. Genelde öteki dünyaya
göçmüş sanatçıların, aydınların, dava adamlarının ve bazen de beyaz yakalı Türklerin
arkasından “ Işıklar içinde uyusun” “Alkışlarla uğurlandı” “Işığı bol olsun”
“Yıldızlar içinde uyusun” gibi ayakları yere basmayan, zorlama cümleler kullanılır oldu.
Toplumumuz bu durumlarda aslında
“Allah rahmet eylesin” “nur için de yatsın” “Toprağı bol olsun” gibi gayet
içten ve sıcak, ağızda sırıtmayan cümleler kullanırdı. Hadi bunların içerisinden “Allah rahmet
eylesin”i çıkar belki tanrıya inanmıyorsundur ve rahatsız olduğun bir kültürü
alttan alta beslemek istemiyor olabilirsin ama “Nur içinde yatsın”ın neyi var
mesela? İçinde “nur” kelimesi geçtiği
için cemaatle özdeşleştiriliyor olabilir mi?
Kendi literatürünü kurmak
önemlidir elbette ama samimi ve sıcak olmayan her türlü tavır ve cümleden uzak
durmalıyız bence. Aksi takdirde Tdk’nın
“Güneş Dil Teoremi” kadar komik bir
duruma düşebiliriz.
Kendi kelimelerimi kullanacağım
diye direten insan, son yüz yılda herhangi bir kültürel değer üretmemiş şekilci
bir yaşamın; dar, sığ ve sahte kelimeleri kullanıp duruyor. Bu da kısıtlı
kelime hazinelerinin içinde boğucu hale gelebiliyor
Beğenmediğimiz ve uzak durmak
istediğimiz değerler olabilir. Bazı şeyleri ufak ufak yıkmak da isteyebilirsin
ama bunu yerine gerçekten iyi bir şey koyman gerekir. Bağnazlıktan çok çekmiş olabiliriz ama kabul
etmek gerekir ki geleneğin insanın yaşadığı en zor ana ölüme ve son yolculuğa
dair iyi ve rahatlatıcı bir çözümü var. Yoksa bu işleri kabullenmek ve yaşamak
çok zor.
Bu toplumda yaşayan insanların
düşüncesi ne olursa olsun minimum bir dini bilgiye sahip olması gerektiğini
düşünüyorum. Hayatımız boyunca bize gerekli olmayan Uzakdoğu felsefelerini,
çakraları, yükselen alçalan falları öğreniyoruz ama bir dostumuzun cenazesinde
elimiz ayağımıza dolaşıyor. Mesela Hindu bir tanıdığınız olsa ve onun bir
yakını için taziye ziyaretine gitseniz eğer, adap gereği açıp bi araştırırsınız; Hintliler
yaslarını nasıl tutuyor diye… Ama sanki
topraktan çıkmış evveli ahiri olmayan insanlar gibi davranmak ayıp be.
Bunun nedenlerini de
anlayabiliyorum. Şehir hayatının getirdiği az ve mesafeli çevreler yüzünden
insan ölüm acısıyla çok geç karşılaşabiliyor. Kasaba ve küçük şehir kültüründe
böyle değildir. Yılda on- onbeş düğün olduğu gibi yılda on-onbeş de cenaze olur
ve hepsine gider görevini yaparsın. Metropollerde ölen insan sayısı çok
olmasına rağmen gidilen taziye sayısı ömürde üç-beş’i geçmez.
Modernitenin yas tutmaya dair bir
retoriğinin olmaması çok ilginç. Filmlerden alıntı şeyler var. İnsan kendi
kıyafeti ile bile yas tutamıyor mutlaka siyah bir kıyafet almalısın. Burada bile
alış verişi dayatıyorlar diyeceğim ama bizim kültürümüzde de ölmek pahalı
zaten. Zavallı ninem yıllarca kefen parası biriktirip saklamıştı.. Gerçi
sakladığı paralar Hindistan’dan ipek getirtmeye bile yeterdi..
Bir
arkadaşım ben bazı ülkelerdeki cenaze törenlerinde merhumun arkasından
tanıdıklarının konuşmasını çok insani buluyorum demişti. Bizde bireyin
düşünceleri hiç önemsenmediği için bu pek yapılmaz. Önemli olan tanrıyı memnun
etmek sanırım. Ve ritüelleri o belirliyor.
Gençlere isyan etmeyi de bir cenazeyi sahiplenmeyi de
öğretmek gerek. Dini eğitime karşı olanların da bu tür insani durumlara dair
vicdani çözümleri için hassasiyetle düşünmeleri gerektiğini hatırlatıyorum.
Toplumsal bir sorunu gün yüzüne cikarmaniz çok isabetli olmuş. Helal olsun size. Yüreğinize sağlık. ....
YanıtlaSil