Zweig benim en sevdiğim yazarlardan biridir özellikle bu
kitabına başlamadan önce uzun süredir okumadığım için “aş erer” gibi Zweig’ı okumayı arzuladım. Onun mantığı, cümle
kurarken gösterdiği özen ve hissedilen işçilik, sonsuz bir barış ve hümanizm
tutkusu beni hayran bırakmıştır kendine… Acımak, Satranç, Amok Koşucusu bir
çırpıda okuduğum ve zayıf hafızama rağmen içimden bir türlü çıkmayan öykülerdi.
Onun hayat öyküsünü okuduğumda hayatına karısıyla birlikte son verişi ve bunu
dünyada artan faşizm ve milliyetçilik nedeniyle umutsuzluğa kapılarak yapması,
öldükten birkaç yıl sonra Nazi Almanya’sının yenilmesi ve dünyaya Zweig’ın
istediği gibi bir özgürlük furyasının hâkim olması, onun bunu görememesi içimi
burkan bir öyküdür.
Zweig, aynı zamanda iyi bir biyografi ustasıdır. Avrupa’yı Avrupa
yapan değerlerin altını çizmek için seçtiği bir çok aydının biyografisini
yazmıştır. Özellikle “Erasmus” ve “Fouche” biyografileri herkesin okuması
gereken çok değerli iki metindir. Birinde örnek alınacak bir insanı ötekinde
her durumda ayakta ve iktidarda kalan şereften yoksun omurgasız ve arsız bir siyasetçiyi
anlatır.
Ben bu günlerde en sevdiğim iki yazarın buluşmasına tanık
olduğum Zweig’ın Montaigne biyografisini okudum. Zweig intihar ettiğinde elindeki birkaç kitap
yarım kalmış bu kitapta onlardan biri… Aslında ölümü beklenmedik bir kaza falan
değil, açıkcası; okurken “madem intihar ediyorsun neden kitapları tamamlamadan
yaptın bunu be adam” demek istedim. Çünkü kitabın bir bölümünde Monteigne genç
bir kıza aşık olduğunda bir not düşmüş
·
Sevgi ile ilgili düşünceler buraya eklenecek
Bu notu görünce içim burkuldu. Montaigne’den sevgi ile ilgili çok malzeme
çıkmaz ama Zweig bunu güzel tanımlardı diye düşündüm.
Monteigne ile benim örtüştüğüm çok
nokta var beklide bunun için yıllar öncesinde okuduğum denemeleri hala çok
berrak bir şekilde anımsıyorum. Onun sürekli arayış içerinde olması, bulunca
bulduğu doğrulardan sıkılıp ya da vazgeçip, tekrar bir arayışa yönelmesi, çok
rahat okuyup rahat yazması, hırslı olmayışı, hesap kitap ve dünyalık işlere
isteksizliği, aile hakkındaki düşünceleri, kendine ailesinin yaşadığı şatoda
kimsenin giremeyeceği ama kendisinin istediği zaman çıkabileceği kapalı bir kule
yaptırıp, oraya çekilmesi (ki bende soyut bir kule var).
Monteigne, bebeklinde daha
dayanıklı olması ve lüks yaşama alışmaması için belediye başkanı babası
tarafından yoksul bir aileye verilmiş. 3 yaşında alınan çocuk Fransız ailesinin
yanında üç tane Latince konuşan hocadan eğitim almış. Hocaların görevi onunla
sadece Latince konuşmakmış. O beş yaşındayken aile bireylerinin onunla Fransızca
konuşması yasakmış. Fransızcayı daha sonra okulda öğrenmiş. Aslında dünya nimetleri
bir bir üzerine yığılmış. İyi okullar ve evlilik babası ölünce de bir sürü
arazi şato ve Belediye başkanlığı kalmış. Halk onu çok sevmiş. Ama onun tek
derdi odasına kapanıp on yıl boyunca kitap okumakmış. 38 yaşında odaya kapanmış
48 yaşında çıkmış ve be bütün itirazlara rağmen çıkar çıkmaz iki yıllık bir Avrupa
turuna çıkmış. Yaşlandığında bir genç
kıza âşık olmuş ve kitaplarının yayın hakkını bu kıza bırakmış… Yaşadığı dönem
16. yüzyıl. Ve bıraktığı eser hala sade,
net ve güncel…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder